18. ÜKG Blog Turu: Kırık Camlar Üzerinde Dans | Ka Hancock


18. turumuzun konuğu bir hayli dramalı, ağlatmalı, hüzünlendirmeli bir kitap.

08.12 | Kitap Esintisi | Yorum




Kendi kurallarını koyan bir aşkın inanılmaz hikâyesi.
Her evlilik bir danstır lucy. Bazen komplike, bazen sevgi dolu, çoğu zamansa olaysız. Ama Mickeyle dansınız kırık camlar üzerinde gibi olacak. Acı verecek. Ve sen, ne acıdan kaçabileceksin, ne de bir sonraki adımda canının daha az acıması için ona daha sıkı tutunup az camlı bir yere ilerleyebileceksin

21 yaşındaki Lucy, Mickeyle karşılaştığında Mickeynin kendisi gibi sorunlarla boğuştuğundan habersizdi. Lucy ailesinden miras kalan kanser ile Mickeye ise annesinden miras kalan bipolar bozukluğu ile boğuşmak zorundadır.


Sıradışı bir evliliğin yalın bir portresi Kırık Camlar Üzerinde Dans, okuru insan kalbinin derinliklerinde unutulmaz bir yolculuğa çıkarıyor.



Hiçbir kitabın yorumunda şu anki gibi hissedip, gözyaşlarım görüşümü bulandırırken yazmaya başlamadım. Ama şimdi yazamazsam bu kitabı daha iyi ne zaman anlatırım bilemedim. Bu bir dram kitabı. Adından, konusundan, tipinden, her şeyinden belli. Benim dram içerikli her şeyden kaçıp, dramın babasının içine düşmem inanılmaz ironik. Aynı Yıldızın Altında’yı da okudum, ama bunun gibi hissetmediğim kesin. Evet ona da ağladım, çok üzüldüm, doğru. Ama buradaki hikaye yaşama sevincimin bir kısmını da götürüp bitti.

Olayı çok anlatmayacağım, çünkü ağlamak istemiyorum tekrar. Mickey bipolar hastası, Lucy ise ailesinden kanser genlerini almış. Bir kere kanseri atlatmış ama tekrar nüksetmesi ve bu sefer kurtulamayacağını bilmesi sizi bir güzel ağlatıyor. Ama asıl nokta, bir mucize eseri hamile kalması ve bebeğinden vazgeçmeyi reddettiği için alacağı tüm kemo ve radyoterapilerini de reddetmesi. Mickey zaten sorunlu bir karakter, Lucy’nin bu yaptığını bencillik olarak düşünüp birçok kere onunla tartışıyor. SONU DA ÇOK KÖTÜ BİTİYOR!

Daha başka bir şey demeyeceğim. Kristin Hannah kim ki dersiniz bence bu kitabı okuduğunuzda. Hani ben yarım yamalak Gece Yolu’nu ve biraz da Evden Çok Uzakta’yı okumuş biri olarak, bu kitabın yanında hepsinin çerez gibi kalacağını düşünüyorum. Korkup da okumadığım Jodi Picoult romanlarını, hayatın garip bir karmasıyla tam doz kalbime enjekte edilmiş gibi hissediyorum. Gerçekten kaçarım bu tip kitaplardan, bir de böyle üzüldükten sonra yazara sinirlenirim: Neden yazdın bunu? Niye bu kadar ağlatırlar insanları anlamam etmem, bu ruh halinden de bir süre çıkamam. En son bu hale geldiğimde şu meşhur Çatı serisinin son kitabını okuyup yazara küfrederken bulmuştum kendimi, şimdi nispeten daha olgun karşıladığımı düşünüyorum. (:P)  

Valla kitabı okurken akrabam ölmüş gibi hissettim, sayfaların birçoğunda da yer yer ıslaklıklar var. Bu size kitap hakkında yeterli bilgiyi de vermiştir diye düşünüyorum. Ha niye 5 verdin derseniz de, büyük ihtimalle tüm bu yazdıklarımı yaşatmasından. Hani bir kitap sizi bu denli etkilemeyi başarıyorsa orada farklı bir şey vardır diye düşünüyorum. Çok sert vuruyor ama iyi vuruyor işte.


Feniks Yayınları'na teşekkürler!



    

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

About