Kitap Yorumu ve Seri İnceleme #1: Reasonable Doubt (#1,2,3) | Whitney G.




Seri: Reasonable Doubt
Yazar: Whitney Gracia Williams

Reasonable Doubt, son günlerde beni kendine deli gibi çeken bir seri oldu diyebilirim. İlk kitap yetmedi, ikinciye geçtim; ikinci de yetmedi ama üçüncüye geçemedim. Neden? Çünkü henüz yayınlanmamıştı. Bu acıyı kalbime gömmek üzereyken yayın tarihinin bir sonraki hafta olduğunu görüp ne kadar sevindiğimi anlatamam. Adeta kalan günleri teker teker saydım.

İlk iki kitap yaklaşık altmış sayfalık novellalar olduğu için aslında dişinizin kovuğuna yetmiyor. Dün itibariyle okuduğum son kitabın daha uzun olması da beni inanılmaz sevindirdi. Nihayet beklediğimi aldım gibi hissediyorum.

Reasonable Doubt'taki arıza karakterimiz Andrew Hamilton. Kendisi bir avukat. Zaten reasonable doubt da bir hukuk terimi, bizdeki manası ise "makul şüphe". Altı yıl önce başına berbat şeyler gelmiş, insanlara olan güvenini kaybetmiş, kısacası bir yalanlarını gördü mü insanları direk silip atıyor. İlişki bakımından da kazığı yediği için online randevu sitelerinden kadın buluyor. Ama şartları gayet açık: bir akşam yemeği, bir gecelik ilişki ve tekrarı yok. Her ne kadar online randevu sitesinden kadınlarla buluşup onlara öküz gibi davransa da avukatların toplandığı, bilgi alışverişinde bulundukları bir sitede tanıştığı Alyssa onun daha çok ilgisini çekiyor ama bu kız da kesinlikle onunla buluşmak, yüz yüze görüşmek istemiyor. Bağlantıları e-mail ve telefon üzerinden oluyor.



Alyssa, kendi kimliği hakkında yalan söyleyen biri. Asıl adı Aubrey Everheart ve kendisi hukuk öğrencisi. Thoreau ismiyle tanıdığı Andrew onun da bir hayli ilgisini çekmekte ama işleri olduğundan ileriye götürmeye niyeti yok. Andrew'ın sahip olduğu arkadaşa en yakın kişi de o ve muhabbetleri ikisinin de hoşuna gidiyor. Tabi her şey Aubrey'nin Andrew'ın ortaklarından olduğu bir firmaya stajyerlik için başvurduğunda meydana çıkıyor. Yalandan hiç hazzetmeyen erkeğimiz yine kandırıldığını anlayınca bir hayli sinirlense de kızı aklından atamıyor. Hatta kız uğruna bir hayli kuralını çiğniyor diyebiliriz.

Andrew kesinlikle normal bir karakter değil, duyguları alınmış desek yeridir. Sert, acımasız ve bazen de tam bir zorba. İlk novella kızımızın Andrew'ın evli olduğunu öğrenmesiyle bitiyor. Siz de zaten "nasıl yani" diyemeden ikinci kitaba geçiyorsunuz. Normalden farklı bir karakter ve kurgu olduğu için kitapları okurken sürekli diken üstündesiniz acaba bu sefer ne yapacak diye.

İkinci kısmında da işlerin biraz düzeldiğini okuyoruz. Ama geçmişindeki acılar ve olaylar Andrew'ın normal bir insana dönüşmesini kesinlikle engelliyor. İkinci kitap da gayet kısa. Andrew kurallarından bol bol ödün veriyor, vermek istemiyor ama kendini verirken buluyor. Aubrey ile bir hayli haşır neşirler bu sırada. Tabi ki her şey güllük gülistanlık değil, kitabın finalinde kendini kaybettiğini anlayıp korkudan kızı bir güzel sepetliyor. Hem de gece yarısı, tek başına sokağa atıyor diyebiliriz. Aubrey için de iplerin koptuğu nokta bu oluyor. Ama tam olarak bu kısmında bittiği için ve üçüncü kitap da henüz çıkmadığı için meraktan bayılacağım felan sandım.

Gelelim final kitabına... Yazar dün kitabı yayınladı, ben de çıktığı gibi okudum. Hatta amazonda şu an bir sürü listede bir numaraya çıktı. Yani tek ben değildim bu denli dört gözle bekleyen... İlişkileri feci şekilde bozulmuş olan çiftin erkek kısmısı Andrew tamamen öküz bu kitapta. Kıza o kadar büyük laflar ediyor ki elinizde olsa adama iki tane çakarsınız. Aubrey de ona aşık olduğu için kendinden nefret ediyor, ailesi ile araları zaten sorunlu, tek zevki olan bale için hayallerinin peşinden gitmeye ve Andrew'dan uzaklaşmaya karar veriyor. New York'a, yani Andrew'ın belalı şehrine bir anda taşınıyor; adama hiçbir bilgi vermiyor, e-mailleri ve aramaları cevapsız kalan Andrew kızı hala aklından atamıyor ve nereye gittiğini de merak ediyor.

Kaderin garip cilvesi de burada oluyor. Altı yıl önce yaşadıkları için New York'a mahkemeye ifade vermesi gerekiyor ve gazetede bale organizasyonunun ilanına denk geliyor. Tabi balerinlerden biri de Aubrey... Heralde beklediğimiz taş artık kafasına oralarda felan düşüyor ve kızı elde etmek için karakterinden bir hayli ödün veriyor.

Aubrey ondan ne kadar nefret etse de araları düzelmeye başlıyor ama Andrew'ın gizli kimliği ve geçmişini saklaması aralarını yine bozan etken oluyor. Kitap boyunca ara ara Andrew'ın geçmişine gidip çektiği acıları okuyoruz ve neden bu tip bir insana dönüştüğünü de anlıyoruz. Ah yavrum, vah yavrum serzenişleri bittikten sonra da çiftin bir hayli uzun süren mutlu sonlarına geliyoruz. Ve eveeeet, sonunda epilog da var!

Üç kitabı toplasanız aslında anca bir kitap ediyor ama duygusal olarak o kadar sarsıyor ki sizi elinizden bırakamıyorsunuz. Bu seksi adam niye böyle, bu sefer düzelecek mi, gene ne öküzlük yapacak, şimdi ne olacak gibi sorular aklınızdayken kitap öyle akıyor ki; uzun zamandan beri beni bu kadar kendine hapseden bir seri okumamıştım diyebilirim. Kitap kesinlikle erotik romans bu olay kısmısını kenara atarsak, o yüzden neyle karşı karşıya olacağınız da bir nevi belli. İngilizce okumayı seviyorsanız bu seri sizi bir hayli açabilir.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

About