Yorum: She's Gotta Be Mine


Yazar: Jennifer Skully
Yayınevi: Harlequin Books
279 sayfa
Türkçe çevirisi yok. 

Dumped? For her husband’s high school sweetheart he hasn’t seen in twenty years? Roberta Jones Spivey isn’t going to lay down for that. Instead, she reinvents herself and the new Bobbie Jones—new haircut, new name, new attitude—follows her soon-to-be ex to the small Northern California town of Cottonmouth.
What better way to show him—and his sweetheart—what he’s missing in the brand new Bobbie Jones than taking up with the town’s local bad boy—who’s also reputed to be a serial killer. Nick Angel is devilishly handsome and sexy as all get-out. In a word, perfect.
It’s all going exactly according to plan...until a real murder rocks the little town of Cottonmouth. Of course, Nick didn’t do it...did he?

Amazon'un bedava kitaplarından güzel olanına rastladım. Kitabın konusuna gelecek olursak, kocası tarafından terk edilen Roberta yeni birçok karar alıyor ve hayatını baştan aşağı yeniliyor. Daha seksi kıyafetler, kıpkırmızı saçlar, daha dışa dönük davranışlar sergilemeye başlıyor. Adını da Bobby olarak değiştiriyor. Bir nevi kimlik krizi gibi bir şey yaşıyor. 15 yıldır evli olduğu kocası onu lise aşkı için terk edip bir kasabaya yerleşince bizimki de hemen arkasından işini gücünü bırakıp o kasabaya yerleşiyor. Kendine güveni geri gelmiş bir şekilde evinin karşısında oturan adamı gözüne kestiriyor. Asıl kahramanımız Nick ise kasabada seri katil olarak tanınıyor ve zorunda kalmadıkça kimse onunla konuşmuyor, kadınların çoğu ondan korkuyor hatta. Bobby ise bunları takmıyor, söylenti olduklarına inanıyor ve amacına doğru yavaş yavaş ilerliyor.


Nick kesinlikle gafil avlanıyor. En başlarda karşı koymak istese de karşı koyamıyor. Kızımız da kasabada bir hayli seviliyor, garson olarak iş buluyor-ki muhasebeciydi önceden. Terk eden kocasına orada rastlıyor ve ilk baştan gerilip, kasılıyor ama bu işi hallediyor. Kocanın lise aşkı Cookie ise (Bobby ona Cookie Monster diyor çatlak kadın :D) ise bir şeylerin peşinde ama kocası Warren bunların farkında değil. 

Günler geçerken Cookie'nin zengin kocası öldürülüyor ve birileri bütün bu pisliği Nick'e yıkmaya çalışıyor. Aslında Warren safı Cookie'yi korumak için her şeyi itiraf ediyor ama şerifi inandıramıyor. Katil timimiz de bu işi bir şekil Nick'e yıkıp kurtulmayı düşünüyorlar. Tabi bu sırada Bobby burnunu çok fazla bu işe sokunca kaçırılıyor ve Nick neredeyse panik atak geçiriyor, çünkü Bobby'e istemese de çoktan vurulmuş bir halde. Kitabın sonuna doğru Cookie'ye yardım edenin kim olduğunu öğreniyorsunuz. Benim tahminlerim tutmadı, o yüzden sonu hoşuma gitti. Burada tabi Nick'in yaşadığı bir ihanet de oluyor. 

Her şeyin sonunda ise bütün kasaba Nick'i sanki 20 yıldır bir şey yokmuşçasına bağrına basıyor. İkiyüzlü kasaba halkı biraz sinir bozucu açıkçası. Bu arada da 40'lık Bobby ve 38'lik Nick için düğün çanları çalarken de kitap bitiyor. 

Konusu da, karakterleri de hoşuma gitti. Tam bir küçük kasaba hayatı anlatılıyor. Bir dedikodu ne kadar hızlı yayılır sorusunu merak ediyorsanız okumalısınız. 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

About